
SOLDU YEMENİLERİN YEŞİLİ
Yeşil çiçekli basma bir entarim vardı, hatırlar mısın Halil? Beni istemeye geldiğinizde giymiştim. Güzel olayım, güzel görüneyim diye. Bilirsin, yeşil pek yakışırdı bana. Ah, kahpe gençlik! Yazmaların, yemenilerin hep yeşillisini seçerdim. Yeşil oyalısını. İstanbul'a geldiğimizde bana ilk aldığın başörtüsü de yeşildi, hatırladın mı onu da? Ama sen oyalı yemenilerimi daha çok yakıştırırdın bana. Az mı oya ördü bu eller, az mı tığ tuttu! Yeşil yapraklar gibi, tiril tiril ne oyalar! Ne danteller, apak. Ellerim de apaktı o zamanlar. Pamuk gibi, yumuşacık. Bir de şimdi bak.
Ağlayım diyorum, ağlayamıyorum. En son anam öldüğünde ağlamıştım. "Kızım, seni üzüyor mu Halil? Memnun musun kocandan?" diye sorardı hep. Analık işte. Her ana sormaz. Bizden çıktı, ne hâli varsa görsün der. Benimki sorardı. Tek kızdım da ondan mı? Sorardı işte. O babamdan çok çekmiş. "Memnunum ana!" derdim. İlk günler mahcup biraz. Ayıp gelirdi. Memnun olmam mı hiç? Senin gibi erden memnun olunmaz mı Halil? Ben seninle evlendim de dünyayı gördüm. Bakma, ben öyle başka kadınlar gibi cilve bilmezdim ama kıymetini de bilirdim. Sen de bilirdin Halil. Hem kıymetimi, hem de kıymetini bildiğimi. Bilirim bilirdin.
"Hiç bağırmamış, hiç öfkelenmemiş bir adam varsa bu Halil'dir" derlerdi. Biz böyle gördük. Şimdikilerde tevekkül yok, hakka rıza yok. Şükür yok, şükür! Biz bilirdik şükretmeyi; bir lokma bile olsa rızkımız, azıcık aşım kaygısız başım derdik. Vardır Allahütealâ'nın bir bildiği derdik. Allah da vermedi değil. Güzel yaşadık Halil'im. Taşı sıksan suyunu çıkarırdın. Ne işsiz kaldın, ne aşsız bıraktın. Allah razı olsun senden.
Ne güzel adamdın sen! İlk beni istemeye geldiğinizde gördümdü. Filinta gibi, benden bir baş uzun, kaytan bıyıklı. Gözlerine bakamadıydım utanmaktan. Ya sen? Hep göz ucuyla süzdün durdun beni. Senin yüzün bir yangın, benimki bir başka yangın. Sorduğunda babam "He mi kızım?" diye, öyle bir "He!" demiştim ki, babam yüzüme bir tuhaf bakmıştı. Ben de utanıp, yüzümün alını görmesin diye ocaktaki yemeği bahane edip kaçıvermiştim yanından. Kısmet işte… Zanaati var, bileğinde altın bileziği var deyip vermişlerdi beni sana. Bakma babamın sorduğuna, olmaz desem vermeyecek miydi sanki? Ama sevgili kuluymuşum rabbimin. Sen gibi iyisini çıkardı karşıma.
Mülâyim adam derlerdi. Memlekette de öyle derlerdi, burada da. Halil'in zanaatı var deyip kaynımı kayırdığında kaynatam, verimli tarlaları onun üzerine yapıp sana bir taşlı tarlayı lâyık gördüğünde gidip yaptığı haksızlığı yüzüne vurmayı, hakkını aramayı düşünmedin de, razılıkla eğiverdin boynunu. Bir günden bir güne kızıp köpürdüğünü, söylendiğini, ilendiğini duymadım. Ama o gece oturttun beni karşına, gözlerin yine yerde, aldın ellerimi eline, "Ben artık buralarda duramam Hatçem!" dedin. Sonrası mâlum.
Biz istemeyi bilmezdik Halil'im. Kendi yağımızla kavrulduk hep çok şükür. Ben komşulardan bile bir şey istemeyi ar sayardım. Yok demeyi, şikâyeti arsızlık bilirdim. Şimdikiler öyle mi ya! Hep daha çoğunda, hep daha iyisinde gözleri. Herkes birbirinden üstün olmanın derdinde. Kendi derdine düşmüş hep insanlar. Sağ gözün sol göze faydası yok. Kaç gece geçti, kaç sabah, bak kapımızı çalan var mı?
İnsan eti ağır Halil'im. İnsan eti ağır. Oğlumuz niye üç yıldır uğramıyor? Niçin komşular olsun bir günden bir güne kapımızı çalıp "Bir şeye ihtiyacınız var mı?" demiyor. İnsan eti ağır!
Bu hâlimde baktın bana, şu hâlinle baktın. Bir "of!" demedin. Bir gün olsun şikâyet etmedin. "Bunca yıl sen bana baktın, her derdime katlandın, biraz da ben sana bakayım Hatçem!" dedin. O dal gibi dimdik bedenin gün günden çöktü, göçtü, iki büklüm oldu. Yüreciğin gün günden daha çok sancılanır oldu. Gene de ayacıklarını sürüye sürüye ne lâzımsa yaptın, ihtiyaçlarımızı gördün, bana baktın. Allah senden razı olsun Halil'im, Allah senden râzı olsun. Hep dedim, gene derim.
Bak gene gün doğuyor. Gene sabah oldu. Belki biraz uyurum. Böyle böyle geçiririm vaktimi. Kaç günlük canım kaldıysa artık! Farzet ki deprem oldu, farzet ki ev göçtü üstümüze, kaldık iki başımıza taşın toprağın altında. Yaradanın hikmetinden sual olur mu! İki kelimecik de sen ediverseydin, iki kelimecik de sen, iyiydi ya… Sessizliğine sessizlik eklendi Halil'im. Sessizliğine sessizlik… Sessizliğine… Ses…
***
Polisler, kapıyı çilingir yardımıyla açıp içeri girdiklerinde yatalak kadın bilincini yitirmek üzereydi. Yaşlı adamınsa dört gün kadar önce öldüğü anlaşıldı.
Perihan BAYKAL
MaviDünya, Sayı:9






