
KIZILCIK LEKESİ
ağarırken gün… duvardan söktüğüm
son çivi yarası ömrün
şafağın kızılından kına
küçük parmağıma -hani en sevdiğin-
şakayıkları yıkadım, silkeledim
duvara tırmanan sarmaşığı
birden bir yakut sağanağı dalda
baştan başa kırmızı! bir balık
-açar kapar ağzını
açar kapar ağzını-
nasıl çıkar ah… kızılcık lekesi
kokusu üstümdeyken yaktığın tütsünün
hangi derin suda sağalır sesim
kızıl günün çağanağına tutsak
sonsuza yakışan atlar koşardı yelelerinde
serseri atlar; susamış, terli
hıdrellez gecelerine ateşler düşüren, çıplak!
şimdi aramızda uzayan küskün yol
koşuyor ölümlü bir yaza
gümüş eyeriyle akdikenlerini
-kendi kendini kanatarak-
şimdi hangi resme baksam
teyelinde hüzün
Perihan BAYKAL
Onaltıkırkbeş, Haziran 2007