
SON OTOBÜS
dilimde münacat
akasya çiçeklerini süpüren sabahtan
çingene dilencinin mendiline
heceler bırakıyorum
ellerimde taflan
ve teflon bulaşığı
sevgilimi son kez
sakalından öpüyorum
--fenikeli bir denizcinin karısı mutlu muydu
bir ihtimal yün eğirirken--
akdeniz'e inmeliyim kara yoluyla
koku mavi'den önce gelmeli
bir doruğa tırmanır gibi
oksijenden patlamalı şiirin ciğeri
--şehrin üstünde külrengi buluta dönüşüyordu bacalar
rilke'den şiirler okuyordu odalarda bir çocuk
ve yine çöp bidonları
yine kediler--
son otobüs kaçta kalkıyor
aşkı öldürdük
bari pencere yanı olsun
Perihan BAYKAL
Bireylikler, Sayı:9, Temmuz-Ağustos 2006
***
(Kişisel tarihimde özel bir önemi ve yeri olan bir şiirdir bu. Bir edebiyat dergisinde İLK YAYIMLANAN ŞİİRİM:)
Son Sayfa adlı şiirimle birlikte.
Demek ki,,, tam üç yıl olmuş.)

"ŞU UZUN GECENİN GECESİ OLSAM"...
simya…
karanfil kokusu
ulanır mı çelikteki ışıltıya
ellerinden bulaşan simya
bi dokunsam kavuşmak
bi dokunsam dâüssıla
bulut…
akımda benek, sürümde kanlıca kurt
bir bulut gezdiriyorum günlerdir
gözlerimde bir bulut
dokunsanız yağacak
-dokunsam bir elvan kil/im
çölünüze-
kalbim…
her suya inmeyen ürkek ceren
kalbim… o gülfam fiyord
-âh ki boğulduğum su, yandığım od-
hep aşka dâhil, kinden hâriç
fiili meçhul fâil! hâlâ ki
kanar dikenlere
uçurum…
düş-
tüm!
-özgürlük dedin, özgürlük
göze almakmış uçurumu-
şeb-i yelda…
içimi boyar durur kırmızıya
rem uykusunda bir lâl lale
ondandır gözbebeğimdeki erkete yıldız
Perihan BAYKAL
Yazlıkaya Şiir Yaprağı, Haziran 2007
(Bu şiirimde yayımlandıktan sonra bir miktar değişiklik yaptım. Bu, son hâli şiirin. Yayımlanmış bir şiirde sonradan değişiklik yapmak konusu beni ikircimde bırakıyordu. Ama birçok sevdiğim usta şairin bunu yaptığını bir dergide okuduğumdan beri içim daha rahat. Bazen, birkaç yıl önce, şiire yoğunlaştığım o ilk günlerde yazdığım ve alelacele, dumanı henüz üstündeyken görücüye çıkardığım bir şiirin tek bir sözcüğüne bile dokunamaz-dokunma gereği duymazken, uzun uzun demlendirdiğim bir şiirde yayımlandıktan sonra değişiklik yapma gereği duyabiliyorum. (Yine de, ille de “dem!” derim:)
Onlardan biri de “Kül Meseli”. Yalnızca tek bir dize ekledim. Hangisi olduğunu yazmayacağım. Dergiden okumuş olanlarsa , arzu ediyorlarsa kendileri bulsunlar:)
1.
"yağma yağmur
esme be deli rûzigâr!"
yolum yarda, eğnim dar!
bırak alışayım içimdeki bıçağa
işlesin yâreme hakkağın kalemi
kor âteşler yaktığım âteşgede
bırak soğusun!
sussun!
üflediğim ney… kandığım kös!
ah, sude!
sırtından vurulmuş bir ülkeyim
gözlerinde kocaman bir hayret
2.
bir ehven bulutun ellerime bıraktığı son damla
ömrüm! kelebeğin kanadına yüklü borç
-ola ki gezden, gözden tez-
ben böyle bilmez idim insi âlemi
ben ki en çok kendime diken
ele gül kızıl canfes
bir yanım fırat ağlar
bir yanımda ergene
saya geziyorum kapıları
gözlerimin bebeğinde ıslak bir ateş
uykularım
kuş uykusu
sen ak ey mavi heves, ben yuttum dilimi
3.
bir dilim aşk düştü payıma yaşamdan
aldım sardım sıracasına dünyanın
duydum acısını
erdim sırrına
vurgun demindeyim
akrebi yelkovanından uzun
saatlerin
Mühür, Temmuz-Ağustos 2009


VİRANŞEHİR
ben mah periyim gerçeğim güzelliğim yeryüzüne insin
başlayayım bir fasıl daha akmaya görmediklerime
geçti dalgınlığımla açıkladığım gerçek geçti
bana leylî bir şehir yasef yasef
elin kızı dökülüp saçılmış taş taşır
anlaşılır haliyle kendine eğilir bu şehir
anlamak için kendimi ve önceyi
telefonu yüzüme ben kapattım ben yasef yasef
bendim o küsünce derdiyle kızılırmak'ı geçmiş kırık âsâ
umudum kalmasın diye ardımdan gelen zamana
ben o balkanlı bir sayfa daha koymayacağım araya araya
büyüyeceğim uyumsuz atlar üstüne eğilsin şehir
sen zeynep ol uyumun yası ol sen şefik
gülün toprağı harf harf dağılmış
kendiyle dolaşırken dağlar üstüne çağrılsın şehir
ben mah periyim gerçeğim iyiliğim yedi iklim seçsin
kendimi bir odaya ummadıklarıma zamanıdır bahçeler eğitmenin
BETÜL TARIMAN
***
NEYZEN
söyleyip gideceğim buradan
kendimi nasıl bir candan silip gittiğimi
beni kendime sevdiren söz beni dertten korusun
kavuşmasın üzerime hallacın elleri ömrüme uzak olsun
hayat sen öne geç ölüm arkaya
bir başlangıç biriktir kimsesizliktir uzatır ölümün ipliğini
ele geçirilmiş hayatta üç nefeste çalar sur
çalsın hem ne olacak dün neysen şimdi de osun
yürüdüm ifadenin ortasında kalpten bir yara didem
yani dünün biçimlediği bir el hep aynı nezakete uzamış
değil tam on iki parmağı var on iki günde on dört ay
bereketsiz toprakmış yılda dört kez kendine batıp çıkıyor
batsın! sanki doğmuşum gibi ondan
haydarabat'tan zordu güç okunurdu yüzün diyor
and olsun ki gideceğim
kalmaya geleceğim kendime bıraktığım yerden
söz de yorulacak derdime kapanmaktan
bir cam kırığı ıssızlık olsa ne fark eder
ne zaman şehla olduğumu söylesem
kimsesizliktir doğumun eşiğinde
uzatır derinliğin sesini üfler içime neyzen
BETÜL TARIMAN
AĞIR TÖREN, YKY. 2009

GÜLÜN DEĞDİĞİ SOKAK
gülün değdiği sokakta
bekliyor bizi cunda evleri;
rembetika ezgili taş yapıların
kolay anlaşılıyor ne söylediği;
dudak dudağa geliyor
ıssız avluda anadillerimiz.
bizim için korunmuştur,
bu akşamın ürpertili rengi,
kıyı boyunca upuzun öpüşür
zeus'un kızları nympalarla,
yeni tanımlar duyumsatır, inan:
aşkla inanmak güzeldir.
hatmi dallarıyla sokulur
gecenin soluğu bedenlerimize;
sen de sokul bana incecik,
incinmiş yanlarımız onarılsın;
mübadele geri çeksin denizini,
aşkların erişilmez güzelliğinden
AHMET UYSAL
***
İDA ÜÇLÜKLERİ
toprak küplerde dinlendirilmiş,
yağ kokusu vardır
ida'nın gecelerinde
*
homeros'un ilyada'yı söylediği
kayanın koynundaki,
yılana sorun bana gelen yolu
*
be çocuk, yaz ırmağını atladın
taş avluyu geçtin,
sıra geldi aşka
*
ida'ya yolu düşenler,
paylaşmaya hazır olmalı
bir zeytin çekirdeğini
*
geceleri zeus altarında
şarap içenler, tanrıça hera sanır
sevdikleri kadınları
*
tanrı yağmursa,
rüzgâr, ışık ve topraksa,
ida'dır tanrı
*
ben bu dağı ırmak
yılan ve kuş bilirdim, yeryüzü
olduğunu anlamadan önce
AHMET UYSAL
***
AŞKIN GÜMÜŞÜ
yalnızlığımla donatmak
istedim seni,
yağmurlu bahçende
ağacın olmak;
dalları tirşe yapraklı.
eylülün olmak ya da
böğürtlenli yollardan geçen.
öylece kalmak
ıssız kaya diplerinde,
mavi çiçekli otlarla
uyumak..
sabah kızıllığına karışayım
yosunlu taş sunaklarda;
kendi putumu taşıyayım,
boynumda gümüşü parıldasın
yaşamış olmanın aşkı...
AHMET UYSAL
Eylül Ebruları, Mühür Kitaplığı, Haziran 2009


« Önceki ::