19/6/2009 · Kategori: BenimSiirlerim


Görsel: İhsan ARI

EVDE YOKUM, KUŞLARA GİTTİM

rüzgâr gibi geçtim bir avaz
bir baştan bir başa şehri
kanım köroğlu yüreğim ayvaz!

göğün tentesine
iki kuş kondurup
iki de harf işledim, dore

güneş uzattı ipini:
boyu bir kuş nefesi mavi
eni gül kokuşlu zülfiyar

uz gittim
zerduz geldim!

iki dudağını birleştiren harfin olayım, sessiz
konsun alevden bir kelebek gibi dudağıma sesin

Perihan BAYKAL

Şehir Dergisi, Nisan 2009

30/5/2009 · Kategori: BenimSiirlerim


Görsel: Salvador Dali

AŞKLA SINANIR YERYÜZÜ

aşkın cinleri vardır
cehennemleri
kızgın suyuyla ısınan
lethe'nin

aşkın tüfenkleri vardır
namlusu güllü
vurur yürek çatından
ölmez, dirilirsin

aşk ki insanı yeniden fetüs kılar
her şeye karşın ve kâbil
ilk kez taşır gibi taşır taşını
o mağrur yüzük
ve hep yeni'yi sular
bordo köprülerin altından
açılan orkidesi belleğin:
gümrah ve yeşil

aşkın dikenleri vardır, keskin
dişleri, bal içre zehir
gömüp panzehrini yedi kat derine
yana yakıla aradığımız

dağları vardır, eşkıyaları
baş kesip haraç alan, ah!
aşkla sınanır çün yeryüzü

hatırlayın!
yola çıktığımız o ilk günü

PERİHAN BAYKAL

Yazılıkaya, Nisan 2009

20/5/2009 · Kategori: BenimSiirlerim



KÜSNÂME

gözlerim
çöl yutmuş badem çiçeği
beyazsız beyazlardan
ve eterli yazlardan

yerde kum ve hayıt
gökte ay mahsusluğu

vahşi bir atın su içtiğiydim
avcunuzdan
soluk soluğa akan bir deli çığ

terkimde dağlar, terk edilmiş
revnaklı taklardan geçtim
uzun ve kimsesiz

karafakilerden dökülür gibi
döküldüm kör uykularınıza
çizerek mânânın altını, gümüş

say ki içtim ol zakkumun suyundan
acıyla yudum yüzümü
yuğlar boyu, kaknüs!

narlı bir yankı oldum
çarşılarınızda

kalır belki, biraz üvey
benden bir zambak kokusu
avlularınızda

*

PERİHAN BAYKAL
Yazılıkaya Şiir Yaprağı, 33

2/5/2009 · Kategori: BenimSiirlerim



Resim: Avihai Cohen

LAGÜN

söyle kalbim kimi sevdin ondan çok
baharda kuşlardan, güzde yapraklar
suyu ağzından öpen lotüs çiçeği ve kuğulardan
bir yol işte, bir yol som başak ve buğudan

senin ışığındır ey ışk! kamaşan kam
ve cayır cayır yanan boğma kan!
avcumuzda büyüttüğümüz kor'u
etini yakan ruh! kün ve kül!

dişledim günbegün
sonsuzluk elmasını
çıktım mağaralardan ve baktım
ilk insanın baktığı gibi ilk dördünde aya
baltam topaz, sadağım sırma meşin
çamçağım tan kızıl
şarkan!

dünyayı dolanıp yedi gün tam yedi gece
kapımda konaklayan zağlı rüzgâr
sanadır dünyanın yüzüsuyu, sana!
leyla'nın uzandığı hurma dalı
kızgın kuma yazılı ten büyüsü
ve eskiyen ve eskimeyen aklığı göğün
aşkla nefret ettiğimiz ve sevdiğimiz
o büyük, o derin, o âsude dil

değil, zamanı değil
uyusun daha su
büyüsün derûnumda
daha büyüsün!
aşktan çatlayana kabuğu
göğem saçlı ol lagün!

Perihan BAYKAL

Akademi Gökyüzü Dergisi, Sayı:7

27/4/2009 · Kategori: BenimSiirlerim



SİMYA

ateşten gömlekti giydim
mumdan kayıktı bindim
serin çakıldım kumsalda
değdi aşkın eli
billurdan güle döndüm

simya bu, simya bu, simya!
yerden ayyuğa
cümbür cemaat
curnata!

devindi
yedi başlı devi tamunun
askıda gül açtı şiir-i hurşid
uyandı bin yıllık uykusundan
menat, lat, uzza

ol! dedin
oldum!
tanrım da sen gayrı
tahtırevânım da!

-gel yıka şimdi
yüreğime bulaştırdığın şirki-

PERİHAN BAYKAL
afrodisyas-sanat, Ocak-Şubat 2009, Sayı:13

10/4/2009 · Kategori: BenimSiirlerim


DÖNDÜĞÜ ZAMAN GÖÇMEN KUŞLAR

I

gözlerim ki şehlâdır
gecenin mektebinde leylî ve leylâ


yar! ey en yakınımdaki, uzak diyar!
senin en sevdiğin dağda bak
biri bir çoban ateşi yaktı:
yüzümün yangınından bildim!

ah!
neçe yandım! üşürken tavlada taylar
ben demir ocağında kızgın lavdım!

her göç vakti
şahbalıydım en uzun uçuşlu kuşun
say ki piyale bacaklı yay!

sen bildin mi, sen bildin mi, sen…

her ağulu ay ertesi
güzdüm yaprak yaprak dökülen taygalarında
en kuzeyimin

kaç kez gittim geldim… kaç kez
öldüm… dirildim yeniden

anlardın!
sen olsaydın, hâlimden
pür melâlimden

bir de bu lâlegûn gece:
sarıp sarıp çözüldüğüm

II

söyle bana ay, söyle bana ay, söyle
niye dönmedi göçmen kuşlar?


döndüğü zaman göçmen kuşlar
açılır sür yeşil panjurları
mercanköşklerin
incecik geyik derisine döşenen kûfî yazılar
gelip su içer avcumuzdan
döndüğü zaman göçmen kuşlar
buzdan göğsüne ateş olurum senin
terleyen alnına billurdan çatkı
döndüğü zaman göçmen kuşlar

gün olur devran döner
kurulur divan
vurur tepegözün alnına kopuz
elbet zâil olur zâlim ilen zâdegan

PERİHAN BAYKAL

Eliz, Mart 2009, Sayı:3


19/3/2009 · Kategori: BenimSiirlerim

SON SÖZÜ YİNE ŞİİR SÖYLEYECEK

şair olacağım! dedi çocuk
çarmıhta isa gibi
zilletimden
çiçek açacağım

ağustos böceğidir şairler dünyanın
dedi annesi
iliklerken minik ceketinin önünü

sustu çocuk, yağmuru dinledi
kıyısında bir cezbenin

aslolan şiirdir
şiirdir kum tanesini inci yapan bilgi
borayı meltem
yangını kül
ve zümrüdü anka

ey gülden süzülen rivayet
gün gelecek
gökten ölüm yağdığında yaşam yerine
son sözü yine
şiir söyleyecek

PERİHAN BAYKAL
8/3/2009 · Kategori: BenimSiirlerim
 
FÜRUĞ'A DERKENAR

aşk: nevbahar
belki sonsuza açılan kapı
yan yatmış bir sekiz kadar

sonu almayan göze
sığmaz hiç bengisu!

füruuuuğ!
âyet-i kerime'si şiirin
ki gözlerinde bir çift kuğu
kendi gecesine bakar

tahtlara inat, tahtırevanlara
şâhımerdanlara!
aşkı soyup alacalı kabuğundan
eb-rû-li

tâcı deli kız çeyizi
çalabı gök yüzü zambak

paslı kında
çın çın çınla yan!

ben göğe akıyordum o yere
orada
kumlara karışmış fısıltıları arasında
deniz kızlarının

dedim mayıs! dedi beni kan tutar!
kaysı gül!
-çölü içinde-

çağırgan ve yüngül
"geliyorum, geliyorum, geliyorum de!"
aşk! "uslandır beni!"

sus'u bilmeyen dil
olur mu bülbülü dilşat!

bir kez daha
suç ortağınım gönlüm:

ver gitsin külümü yele!

PERİHAN BAYKAL

Muaf Dergisi, Şubat 2009, Sayı:3

8/3/2009 · Kategori: okuma gunlugu
MEKTUPLAR'ından...

Füruğ 1957 yılında, yani 22-23 yaşlarındayken bir süre yurtdışında, Münih'te kalıyor. Perviz Şapur'dan boşanmış ve erk/ek egemen yasalar gereği bu evlilikten olan oğlu Kamiyar, babaya verilmiştir. (Ömrü boyunca göremeyecektir bir daha oğlunu Füruğ.)
Aşağıdaki alıntı Füruğ'un Münih'ten babasına yazdığı bir mektuptan:


"… Benim en büyük derdim sizin beni tanımamış olmanızdır; hiçbir zaman da tanımak istemediniz ve belki de hâlâ siz benim hakkımda düşündüğünüzde, beni uçarı, aşk romanları ve Tahran Müsavvar dergisinin öykülerinden dolayı kafasında aptalca düşünceler oluşan bir kadın olarak biliyorsunuz. Keşke öyle olsaydım ve mutlu olabilseydim. İşte o zaman dünya küçücük bir odacık olurdu ve ben, dans partilerine gitmekle, güzel ve şık elbiseler giymekle, komşu kadınlarla çene çalmakla, kaynana ile dalaşmakla ve kısacası pis ve anlamsız binlerce işle yetinirdim ve daha büyük ve daha güzel bir dünyayı tanımazdım; bir ipekböceği gibi kendi kozalamın sınırlı ve karanlık dünyasında kıvranarak büyürdüm ve hayatımı sona getirirdim. Fakat ben böyle yaşayamazdım. Ben kendimi bildiğim andan beri, benim başkaldırım ve isyanım bu aptalca görünüş ile başlamıştır. Ben büyük olmak istiyordum ve istiyorum. Ben, bir gün doğup ve bir gün bu dünyadan çekip giden ve arkalarında bu geliş ve gidişlerinden herhangi bir iz bırakmayan yüz binlerce insan gibi yaşayamam. …"

*

İbrahim Golestan'a yazdığı mektuplardan birkaç parça:

"… Varmak nedir bilmiyorum, ama kuşkusuz tüm varlığımın ona doğru aktığı bir maksat vardır.

Keşki ölseydim ve yeniden dirilebilseydim ve dünyanın başkalaştığını, dünyanın bu denli acımasız olmadığını, insanların bu her zamanki aşağılık ve kahpeliklerini unuttuklarını (…) ve kimsenin evlerinin etrafına duvar örmediklerini görseydim. Yaşamın gülünç alışkanlıklarına bağımlı olmak ve sınırlara ve duvarlara boyun eğmek doğaya aykırıdır."

"… Benim kötülüklerim nelerdir, iyiliklerimi anlatmadaki utangaçlık ve güçsüzlükten başka ve göz gördüğünce duvar, duvar, duvar olan bu dünyadaki iyiliklerimin tutsaklığının ağlamalarından başka. Ve güneşin karneye bağlandığı, fırsat kıtlığının ve korkunun ve boğuntunun ve hakaretin olduğu bu dünyada."

"… Hayret, ne kadar şaşılası bir dünyadır, benim kimseyle bir işim yok; işte benim bu zararsızlığım ve kendi kendimle olmalarım başkalarının merakına yol açıyor. İnsanlarla nasıl karşılaşmam gerektiğini bilmiyorum. Ben utangaç biriyim. Başkaları ile konuşmayı başlatmada çok zorluk çekiyorum, özellikle bana ilginç olmayan başkaları ile, neyse geçelim."

"… National Gallery'de, Leonardo'dan bir tablo var, daha önceleri görmemiştim. Yani önceki Londra yolculuğumda. Müthiş bir şey! Her şey açık bir mavilikte çözülmüş. Eğilip namaz kılasım geldi. Din işte bu demek ve ben sadece aşk ve tapınsal övgü (sanat eseri ve güzellik karşısında duyulan huşû'yu kastediyor olmalı. PB) sırasında dinsel duygulara kapılırım."

FURUĞ FERRUHZAD, Yaralarım Aşktandır

*

ŞİİRLER'inden...

"çimenliğe gel
geniş çimenliğe
ve fesleğenlerin solukları ardından çağır beni
eşini çağıran bir ceylan gibi"

(BAHÇENİN FETHİ'nden)

***

"tüm varlığım benim, karanlık bir ayettir
seni, kendinde tekrarlayarak
çiçeklenmenin ve yeşermenin sonsuz seherine götürecek

...

küpeler takacağım kulaklarıma
ikiz iki kızıl kirazdan
ve tırnaklarımı papatya çiçekyaprağıyla* süsleyeceğim
bir sokak var orada
aynı karışık saçları, ince boyunları ve sıska bacaklarıyla
küçük bir kızın masum gülüşlerini düşünüyorlar
bir gece
rüzgârın alıp götürdüğü.

...

ben hüzünlü küçük bir periyi biliyorum
okyanusta yaşayan
ve yüreğini tahta bir kavalda
usu usul çalan
küçük hüzünlü bir peri
geceleri bir öpücükle ölen
ve sabahları bir öpücükle yeniden doğacak olan"

(YENİDEN DOĞUŞ'tan)

*"papatya çiçekyaprağıyla" yerine "papatya taçyapraklarıyla" olsaydı, diye düşündüm okurken. Şiirlerin çevirisi bir İranlı olan Haşim Hüsrevşahi'ye ait. Ayrıca önsözü ve ekleriyle kitabı hazırlayan da yine kendisi, İranlı yazarın. Olağanüstü güzel bir çeviri aslında, bazı sözcük seçimlerindeki hataları olağan kabul etmek lâzım. Ben, "Bu Kitabın Kısa Öyküsü" bölümünden, Behçet Aysan'la birlikte planlandığını ama değerli şairin "Sivas cinayeti" yüzünden, kitap hâline gelişini -ne yazık ki- göremediğini öğrendiğim bu güzel kitabı, Füruğ'u ve şiirini merak eden herkese öneriyorum.(PB)

***

"ben çıplağım,çıplağım, çıplak
sevgi sözcükleri arasındaki duraksamalar kadar çıplak
ve tüm yaralarım benim aşktandır
aşktan, aşktan, aşktan.
ben bu başıboş adayı
okyanusun devriminden geçirmişim
ve dağ patlamasından.
ve paramparça olmak o birleşik varlığın giziydi
en değersiz zerresinden güneş doğdu.

selam ey masum gece!

selam ey gece, ey çöl kurtlarının gözlerini
inanın ve güvenin kemiksi oyuklarına dönüştüren!
ve senin pınarının kıyısında, söğütlerin ruhları
baltaların sevecen ruhlarını kokluyorlar
ben düşüncelerin, sözlerin ve seslerin aldırmazlık dünyasından geliyorum
ve bu dünya yılan dünyasına benzerdir
ve bu dünya
öyle insanların adım sesleriyle doludur ki
seni öpüyorken
kafalarında seni asacakları urganı örüyorlar."

(İNANALIM SOĞUK MEVSİMİN BAŞLANGICINA'dan)

***

"arsızlıkla damgalanan
boş kinayelere gülen bendim
kendi varlığımın sesi olayım
istedim yazık ki 'kadın'dım"

(SENİN İÇİN BİR ŞİİR'den)

***

"sonraları benim adımı yağmur ve rüzgâr
usulca taşın yüzünden yıkayacak
mezarım adsız kalacak yol kenarında
arın, ayıbın söylencesinden uzak"

(SONRALARI'dan)

YARALARIM AŞKTANDIR, Furuğ FERRUHZAD, Türkçesi: Haşim Hüsrevşahi, Telos Yayınları, Mart 2002


7/3/2009 · Kategori: okuma gunlugu
Göğe Bakalım...

Akademi Gökyüzü sayın M. Nejat Gacar'ın yayın yönetmenliğinde İzmit'te çıkan bir dergi. Gündönümlerinde yayımlanır diyor kapaktaki şeritte. Demek tam "yedi" gündönümü geçmiş ilk sayıdan bugüne.

Akademi Gökyüzü'nün 7. sayısını bugün buldum posta kutumda. Çoğu kez olduğu gibi bir Salvador Dali süslüyordu kapağı. Onun o şaşırtıcı, düşsel resimlerinden biri. Yeldeğirmenlerinin üzerinde kocaman, devâsâ (biliyorum biliyorum, ikisi de aynı anlamda:) kelebekler. Bulutlarla çalkalanan bir mavi gök ve elinde bir garip uzun bayrakla çıplak bir insan silueti.

Bir çırpıda okudum. Bildiklerimizi hatırlamak, bilmediklerimizi öğrenmek güzel, bir derginin sayfaları arasında gezinirken. Nejat Gacar'ın yazısını baştan sona ilgiyle okuduğumu söyleyebilirim. Şiire yeni başlayanlara ders niyetine okutulabilecek bir yazı ama kuru bir didaktizmden de bir o kadar uzak. Keyifli bir sohbet gibi daha çok. "İyi bir şairin iki farklı çıkını olduğunu düşünmüşümdür hep! Birisi, yeteneklerini sakladığı 'kalıtsal', diğeri ise öğrendiklerini biriktirdiği 'edinsel' dağarcıklar" diyor bir yerde. Gerçekten de öyle değil mi? Ne tek başına yetenek şair yapmaya yetiyor bir insanı, ne de eğitim. "Öyle olsaydı dil ve edebiyat eğitimi almış olanların tümü olağanüstü şairler olurlardı!" diyor zaten. Sadece yeteneğe dayanan bir şiirse parlayıp sönmeye mahkum. Dünyaya kalıcı bir sözü olabileceğine inanmıyorum rastlantısallığa dayanan bir şiirin ben.

Sayın Gacar'ın,"Şiirde Altyapıyı Besleyen Kaynaklar" başlığı altında sıraladıklarından birkaçını buraya da almak istiyorum. Neden mi? Okuyunca bana hak vereceksiniz:

--AŞK, ÖFKE, KORKU (yazının orijinalinde de büyük harfle) olmak üzere her tür ve yoğunluktaki duygular
--Başta Evliya Çelebi'nin olmak üzere 'Seyahatname'ler ve olabildiğince değişik yörelere düzenlenecek geziler
--Yöresel efsane ve hurafeler
--Kutsal kitaplar
--Masallar
--Türk ve Dünya Klasiklerinden Romanlar (Don Kişot'a özel bir yer açılmalı)

Ve böyle devam ediyor… Diğerleri daha bilindik ve olmazsa olmaz olanlar; tarih, felsefe, mitoloji, şiirle ilgili yazılar vs. gibi. Ah, şiir, kocaman gül yaprağından ağzın ki senin doymaz! Doymasın. Yok öyle gözünü tavana dikip boncuk döker gibi şiir yazmak. Şiir ağır işçilik.

Güngör Gençay'ın yazısı kısa ve tezli bir Türk Edebiyatı tarihçesi. Okumadan geçilmeyecek yazılardan biriydi dergideki. Şener Aksu'nun "Tarih ve Şiir" başlıklı yazısı da öyle. Tutarlı, bütünselliği olan, sağlam analizlere ve çıkarsamalara dayanan, ele aldığı konuda hiçbir değişkeni göz ardı etmeyen, kurgusu sağlam bir yazıydı. Yazıdan birkaç cümle: "Şiir akıl dışı değilse de bir başka türden akıl işidir. Denebilir ki şiir sezgisel aklın etkinliğidir. Sezgisel akıl dizgesel değil, simgeseldir."

Ya şiirler? Güzel yazılar gibi güzel de şiirler vardı bu sayıda. Bunlardan, Osman Serhat Erkekli ile Bülent Güldal'ın ortaklaşa şiirleri olan "Son Virajlar" adlı uzunca şiir, dikkat çekiciydi doğrusu. Bu ikilinin şiirleri bir süredir dikkatimi çekiyor, beğenilerimi Bülent Güldal'a iletmiştim bir süre önce. Bu tarz ortaklaşa yazılan şiirler konusunda benim de çekincelerim var ama güzel örneklerine rastladığınızda da durup düşünmemenize imkân yok. Tuhaf bir şekilde birbirine yakışan ve birbirini tamamlayan iki kalem olmuş Erkekli ve Güldal ve ortaya, işte böyle bir savrulup bir toplanan, lezzetli bir şiir çıkmış.

Dergide beğenimi kazanan şiirlerden biri de Ahmet Uysal'ın şiiri oldu. Başlığı bile kendi içinde şiir bir şiir:" Bir Şair Yakın Olur Bütün Dillere"!

Derginin son sayfalarında Ustaya Saygı ve yine Nejat Gacar'ın hazırladığı Anımsamalar bölümlerini de beğeniyle izliyorum. Bu bölümler için, son derece iyi ve dergiye hareket katan seçimler yapılıyor. Bu sayının isimleri Ziya Osman Saba ile Rimbaud'ydu. Rimbaud'nun arka kapaktaki "Kuytuda Uyuyan Asker" şiirini ilk kez okuduğumu söylemeliyim. Ve, yumuşacık pastoral bir manzara gibi okuduğum şiirin son dizesine geldiğimde nasıl irkildiğimi de: "Uyuyor. Sağ yanında iki kızıl delik var." Bir tek dize işte, tek bir dize! Yüreğinizi cendereye alıp, sizi, yeryüzünün tüm savaşlarına karşı nefretle dolduran! Şiirin gücü bu değilse nedir?

Saygıyla selamlıyorum Akademi Gökyüzü'nü ve emeği geçenlere teşekkürlerimle. Gökyüzü hep mavi kalsın, bizler sürdürelim diye göğe bakmayı.

Perihan BAYKAL

(Akademi Gökyüzü dergisi'nin 8. sayısında yayımlanmıştır.)

« Önceki :: Sonraki »